Mutlu olacak şekilde yaşayamıyorsak, en azından onu hak edecek şekilde yaşayalım.
(If we cannot live so as to be happy let us at least live so as to deserve it.)
Bu alıntı dürüstlüğün ve ahlaki değerin doğrudan mutluluktan daha önemli olduğunu vurguluyor. Kişisel zevk arayışının çoğu zaman öncelikli olduğu bir dünyada, bizi tanımlayan şeyin geçici duygusal durumlardan ziyade eylemlerimizin ve karakterimizin olduğunu hatırlatır. Hak ettiğimiz mutluluğu kazanacak şekilde yaşamak, gerçek tatminin sadece zevk aramaktan değil, yaşamlarımızı dürüstlük, nezaket ve sorumluluk gibi erdemlerle uyumlu hale getirmekten kaynaklandığını gösterir. Mutluluğu hak etme standartlarını karşılamaya çabalamanın derin bir saygınlığı vardır, çünkü bu amaç dolu bir yaşamı ve ahlaki amacı ima eder ve bu da gerçek mutluluğu teşvik eder. Böyle bir yaklaşım, günlük seçimlerimiz üzerinde düşünmeyi teşvik eder; yalnızca geçici mutluluğun peşinden koşmak için mi hareket ediyoruz, yoksa bizzat mutluluk hakkımızı haklı çıkaracak nitelikler mi geliştiriyoruz? Hayatımızın uzun vadeli değerini düşünmeye ve yüzeysel zevklerden ziyade erdemde değer bulmaya yönelik bir çağrıdır. Dahası, sadece kendimize karşı değil, daha yüksekteki birine veya iyiliğin evrensel ilkelerine karşı sorumluluk duygusunun altını çizer. Mutluluk yakalanması zor veya koşulluysa, o zaman doğru yaşamak değerli bir hedef haline gelir ve kişiye dış koşullar ne olursa olsun bütünlüğü koruduğuna dair iç huzuru sağlar. Bu bakış açısı dayanıklılığı teşvik eder ve ahlaki bir pusula sağlar; etik olarak yaşamanın başlı başına bir amaç olabileceğini ve mutluluğu hak etmenin, onur, şefkat ve samimiyetle yaşamaktan kaynaklandığını vurgular.