Beni Transformer'a benzeyen bir araçla alan Jon Hamm'la takılana kadar harika bir araba kullanamayacağım aklıma gelmiyor ve 'Ah, film yıldızları böyle kullanıyor' diye düşünüyorum. Sanırım ben bir film yıldızı değilim.'
(It doesn't occur to me that I don't drive a cool car until I hang out with Jon Hamm, who picks me up in what looks like a Transformer, and I think, 'Oh, that's what movie stars are driving. I guess I'm not a movie star.')
Bu alıntı, toplumsal statü sembollerinin incelikli bir şekilde farkına varılmasını ve hayran olduğumuz kişilerin yaşam tarzlarına maruz kalmanın, kişisel algımızı beklenmedik bir şekilde nasıl yeniden şekillendirebileceğini özetlemektedir. Başlangıçta şöhret ve gösterişin tanımlanmasında araba seçimlerinin öneminin farkında olmayan konuşmacı, Hollywood başarısını temsil eden biriyle çevrelendiğinde bir uyanış anı yaşar. Hoş kişiliği ve lüks yaşam tarzıyla tanınan bir yıldız olan Jon Hamm'ın Transformer'a benzeyen olağanüstü bir araçla gelişini görmek, genellikle ünlü kültürüne eşlik eden maddi yönlerin altını çiziyor. Yansıma hem komik hem de dokunaklı; başarıyı simgeleyen sembollerin, bu ideali temsil eden biriyle yan yana gelinceye kadar, dışarıdakilerin nasıl habersiz kalabileceğinin altını çiziyor. Daha geniş anlamda, insanın kendi değerini başarının dış belirteçlerine (pahalı mülkler, statü sembolleri ve toplumsal tanınma) göre ölçme eğilimine değiniyor. Bu aydınlanma sadece yaşam tarzındaki farklılıkları ortaya çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda özgünlük ve mutluluğun doğası hakkında iç gözlem yapmaya da yol açıyor. Şu soruyu akla getiriyor: Kimliğimizin ne kadarı toplumsal algılarla şekilleniyor ve mevcut koşullarımızdan ne ölçüde memnunuz? Bu farkındalık, hayranlık, kıskançlık veya kişisel farkındalığın bir karışımını tetikleyebilir ve sonuçta çevremizin ve derneklerimizin nasıl arzularımızı veya eksikliklerimizi yansıtan aynalar olarak hizmet edebileceğini gösterebilir.