Göremediğiniz veya dokunamadığınız bir şeye inanmanız sorun değil.
(It's okay to have faith in something that you can't see or touch.)
İnanç çoğu zaman somut, ölçülebilir ve görünür olanın ötesine geçer. Bu alıntı, bir şeye inanmanın her zaman fiziksel kanıt veya duyusal kanıt gerektirmediği fikrini güzel bir şekilde özetliyor. İnsan deneyiminde güvene, umuda ve inanca ayrılmış, anlık veya ampirik temellere dayanmayan bir alan olduğunu öne sürüyor. Verilerin ve gözlemlenebilir gerçeklerin giderek daha fazla yönlendirdiği bir dünyada, inanç kavramı, inancın kişisel ve bazen de gizemli yönlerini hatırlatma işlevi görmektedir.
Görünmeyen bir şeye inanmak zayıflık ya da cehalet belirtisi değildir; daha ziyade insanın belirsizliği güvenle kucaklama yeteneğini vurguluyor. Varlığımızın mantığa veya bilimsel doğrulamaya her zaman uymayan duygusal ve ruhsal boyutlarına değinir. İnsanlara, ideallere, hayallere veya daha yüksek bir güce olan inanç olsun, bu soyut inançlar genellikle güç, dayanıklılık ve amaç sağlar.
Bu alıntı aynı zamanda güvenin anlamı ve algının sınırları üzerine düşünmeye de davet ediyor. Bazen hayatımızdaki en derin gerçekler veya itici güçler, henüz gözlemleyemediğimiz şeylerdir. İnanç, azim ve cesareti besler, bireylerin kanıt veya kesinliğin eksik olabileceği zorluklarla başa çıkmalarına olanak tanır. Sonuçta bu ifade, insanın görünenin ötesine inanmaya yönelik derin ihtiyacını doğruluyor ve bize iç dünyamızın bazı yönlerinin eşit derecede gerçek ve önemli olduğunu hatırlatıyor.