Kendinizi ne suçlayın ne de övün.
(Neither blame nor praise yourself.)
Bu alıntı, koşullar ne olursa olsun duygusal dengeyi korumanın önemini vurgulayarak kendimize karşı dengeli bir bakış açısını teşvik eder. Bireylerin, işler ters gittiğinde hızla suç attıkları veya başarılı olduklarında övdükleri bir dünyada, bu yaklaşım bir orta yolu, yani kendimizi aşırı yargılamadan kabul etmeyi savunuyor. Böyle bir zihniyet, kişisel farkındalığı ve alçakgönüllülüğü teşvik eder ve aşırı özeleştiri yapmadan veya kayıtsız kalmadan eylemlerimiz üzerinde objektif olarak düşünmemize olanak tanır.
Suçlamaktan kaçınarak, büyümeyi ve öğrenmeyi engelleyebilecek suçluluk veya savunma hissi tuzağından kaçınırız. Tersine, yersiz övgülere direnmek ayakları yere basmamıza yardımcı olur, kibir ve kayıtsızlığı önler. Bu dengeli duruş, başarıları ve başarısızlıkları soğukkanlılıkla yönetmeyi öğrendikçe, duygusal dayanıklılığı teşvik eder.
Pratik açıdan bu tavsiye bize ne sert özeleştirinin ne de yersiz kendini kutlamanın üretken olmadığını hatırlatır. Bunun yerine, gerçek anlamda kendini anlama ve sürekli iyileştirme zihniyetini benimsemek çok önemlidir. Kişisel yargılara takılıp kalmak yerine eylemlere ve koşullara odaklanmamızı teşvik eder, böylece kendimize ve başkalarına karşı daha sağlıklı, daha yapıcı bir tutum geliştiririz.
Uzun vadede, bu prensibi uygulamak, aşırı suçlama veya yersiz övgüyü çarpıtmadan deneyimlerimizden öğrendiğimiz için daha fazla kişisel gelişime yol açabilir. Mutlu ve dayanıklı bir yaşam için temel nitelikler olan alçakgönüllülüğü ve kendine şefkati besler. Sonuçta mesaj, kendimizi gerçekçi ve şefkatli bir şekilde kabul etmemiz, netlik ve amaç doğrultusunda ilerlememize olanak sağlamasıdır.