Aman Tanrım ben, Daniel Day-Lewis onun büyük, büyük hayranıyım. Oyunculuk konusundaki felsefesini her zaman sevdim: Her zaman oyun durumuna geri dönmekten bahsediyor.
(Oh my goodness me, Daniel Day-Lewis - huge, huge fan of his. I've always loved his philosophy on acting: he always talks about returning to a state of play.)
Daniel Day-Lewis, sinema tarihinin en adanmış ve dönüştürücü oyuncularından biri olarak kabul ediliyor. Oyunculuğa yaklaşımı, yalnızca teknik beceriye veya yüzeysel performansa güvenmek yerine, role gerçek, neredeyse içgüdüsel bir bağlılık anlamına gelen bir 'oyun durumuna' geri dönerek, kendini tamamen bir karaktere kaptırmanın önemini vurguluyor. Bu felsefe, özgün oyunculuğun, karakterin dünyası ve koşullarıyla zihinsel ve duygusal uyumdan kaynaklandığı fikriyle derinden yankılanıyor. Böyle bir bakış açısı, aktörleri doğal insan etkileşimini karakterize eden ve sıklıkla prova edilmiş replikler ve metodik planlama arasında kaybolabilen kendiliğindenlik ve merakla yeniden bağlantı kurmaya teşvik eder. Day-Lewis'in bu prensibe bağlılığı, disiplin ve farkındalığın bir performansı nasıl salt eğlenceden gerçek sanatçılığa yükseltebileceğinin bir örneğidir. Eserlerinin hayranı olmak, sadece canlandırdığı karakterlere değil, perde arkasında uyguladığı zihniyete ve tekniklere de hayranlığı ifade ediyor. Bu yaklaşım aktörler, icracılar ve hatta kendi sanatlarında ustalık peşinde koşan herkes için ilham kaynağı olabilir; sürekli kendini yansıtmanın, içsel özgünlüğün ve yaratıcılığın ego veya beklentiler tarafından engellenmeden aktığı metaforik bir 'oyuna' geri dönmenin değerini gösterir. Sonuçta böyle bir felsefeyi benimsemek, ister oyunculukta, ister sanatta, ister yaşamın kendisinde olsun, daha ilgi çekici, doğru ifadelere yol açabilir.