Yalan söylemekten hoşlanmamamız, genellikle söylediklerimizi dikkate değer kılmak ve her sözün dini bir saygıyla karşılanmasını sağlamak için gizli bir tutkumuzdur.
(Our aversion to lying is commonly a secret ambition to make what we say considerable, and have every word received with a religious respect.)
Francois de La Rochefoucauld'un bu alıntısı insan psikolojisi ve iletişimine dair derin bir bakış açısı sunuyor. Yalan söyleme konusundaki isteksizliğimizin yalnızca ahlaki veya etik ilkelerden değil, aynı zamanda sözlerimizin önem taşımasına ve başkaları tarafından saygı duyulmasına yönelik daha derin bir arzudan da kaynaklanabileceğini öne sürüyor. Başka bir deyişle, doğruyu söylemek, ifadelerimize güvenilmesini ve değer verilmesini, hatta muhtemelen dini gerçeklerin sahip olduğu statüye benzer bir statüye yükseltilmesini sağlamanın bir aracı haline gelir.
Böyle bir yansıma, konuşmamızın bütünlüğünün tanınma ve saygı görme ihtiyacımızla nasıl iç içe geçtiğini düşünmeye teşvik eder. Açıkça dürüstlük etiğinin ötesinde, dikkati etkilemek ve yönlendirmek için incelikli bir hırsın yattığını vurguluyor. Bu fikir, doğruluğa değer verdiğimizi iddia ettiğimizde bizi kendi motivasyonlarımızı incelemeye itiyor. Gerçekten dürüstlüğü mü savunuyoruz, yoksa sözlerimizin derin ve inkar edilemez gerçekler olarak kabul edileceğine dair egoist bir umutla mı hareket ediyoruz?
Dahası, alıntı bizi, sözlerimizin başkalarını nasıl etkilediği ve bilinçsizce onlar aracılığıyla nasıl onay arayabileceğimiz konusunda daha dikkatli olmaya davet ediyor. Bu aynı zamanda konuşmaya saygının sadece içeriğinden değil aynı zamanda ifadelerimizin arkasında algılanan samimiyet ve otoriteden de kaynaklandığını ima etmektedir. Sonuçta, La Rochefoucauld'un gözlemi, dürüstlüğün basit bir ahlaki mutlak olmaktan ziyade, karmaşık bir sosyal ve psikolojik olgu olarak incelikli bir anlayışına davet ediyor.