Siyaset geleceğin CEO'larının ve yönetim kurulu üyelerinin değil, devlet adamlarının ilgisini çeken bir alan olmalıdır.
(Politics should be a field that attracts statesmen, not future CEOs and board members.)
Bu alıntı, siyaset alanında devlet adamlarının ve kurumsal liderlerin rolleri arasındaki temel ayrımı vurgulamaktadır. Kamu hizmetinin, kendini ulusun refahına adamış, dürüstlük, fedakarlık ve derin bir yurttaşlık görevi duygusu gibi nitelikleri bünyesinde barındıran bireyler tarafından yönlendirilmesi gerektiğini öne sürüyor. Devlet adamları geleneksel olarak kamu yararını kişisel kazançtan üstün tutan, uzun vadeli toplumsal istikrar ve ilerleme için çalışan kişiler olarak görülüyor. Tersine, geleceğin CEO'larına ve yönetim kurulu üyelerine yapılan atıf, modern siyasi ortamın kurumsal çıkarlardan, finansal amaçlardan ve kendi çıkarlarına hizmet eden gündemlerden giderek daha fazla etkilendiği endişesini vurguluyor. Bu tür eğilimler, genellikle daha geniş toplumsal ihtiyaçların pahasına, kısa vadeli ekonomik çıkarları veya güçlü kurumsal varlıkların çıkarlarını destekleyen politikalara yol açabilir. Politika, kurumsal dünyada kişisel kariyer gelişimi için bir basamak haline geldiğinde vatandaşlık ve kamu hizmeti gibi temel değerlerin aşındırılması riskiyle karşı karşıya kalır. Bu değişim, siyasi kararların ortak çıkardan ziyade güç ve kârla motive edildiği ortamları teşvik edebilir. Alıntı, siyasette etkili liderliğin, kurumsal başarıya veya kişisel zenginliğe dayanan hırslardan ziyade, hizmete bağlılıktan, ahlaktan ve toplumu iyileştirmeye yönelik gerçek bir arzudan kaynaklanması gerektiğini hatırlatıyor. Sonuçta siyasetin bütünlüğünü ve asaletini yeniden tesis etmek, kamu hizmetini bir kariyer hamlesi ya da ideolojik ya da mali gündemleri ilerletmenin bir yolu olarak değil, bir çağrı olarak gören bireyleri çekmemizi ve beslememizi gerektirir. Bu tür bireyler olmadan demokratik kurumların sağlığı ve toplumsal güven ciddi şekilde tehlikeye girebilir.