Başarılı devrimci bir devlet adamıdır, başarısız olan ise bir suçludur.
(The successful revolutionary is a statesman, the unsuccessful one a criminal.)
Erich Fromm'un sözleri bizi, siyasi ve toplumsal çalkantılar bağlamında başarının ve başarısızlığın doğası üzerine derinlemesine düşünmeye davet ediyor. Toplumun devrimcilere karşı, niyetleri veya yöntemlerinden ziyade büyük ölçüde sonuçlarına dayalı paradoksal algısını vurguluyor. Bir devrimci hedeflerine ulaştığında ve değişim yarattığında, genellikle devlet adamları, yani geleceği şekillendiren meşru liderler olarak kutlanır ve saygı duyulur. Ancak devrim başarısız olduğunda birey suçlu olarak damgalanır, şeytanlaştırılır ve statükoya meydan okumakla suçlanır.
Bu ikilik adalet, ahlak ve toplumsal önyargılar hakkında derin soruları gündeme getiriyor. Basit anlatılara karşı şüpheciliği teşvik eder ve bizi devrimci hareketlerin ardındaki karmaşıklıkları anlamaya teşvik eder. Başarı sıklıkla tarihi yeniden yazar, kamuoyunu şekillendirir ve bireylere verilen hukuki ve ahlaki yargıları değiştirir. Tersine, başarısızlık, devrimcinin eylemlerini yönlendiren temel nedenleri ve tutkuyu haksız yere gölgeleyebilir.
Fromm'un açıklaması, siyasi bağlamlarda kahramanlık ve kötülüğün değişken tanımlarını üstü kapalı olarak eleştiriyor ve bu etiketlerin ağırlıklı olarak perspektife ve güç dinamiklerine bağlı olduğunu hatırlatıyor. Değişim yaratanları yönlendiren değerleri ve istekleri dikkate alarak adaletin salt başarı veya başarısızlığı aşması gerektiğini öne sürüyor. Alıntı, insanları, devrimci çabaları basit yasal terimlere indirgemek yerine, siyasi söylemdeki daha geniş bir yelpazenin parçası olarak görmeye davet ediyor.
Özünde bu gözlem, okuyucuları tarih, yönetim ve isyanla ilgili eleştirel düşüncelerini geliştirmeye zorluyor. Aynı zamanda değişen anlatılara göre toplumun bireyleri nasıl yücelttiğine ya da şeytanlaştırdığına dair içgörü sunarak, insani olayları şekillendiren karmaşık güçlerin incelikli bir şekilde incelenmesini teşvik ediyor.