Bu arada vampirler nefes alır ama göğüsleri insanlarınki gibi hareket etmez. Hiç sevgilinizin kollarına uzanıp nefesinizi onunkiyle eşleştirmeye çalıştınız mı? Bunu otomatik olarak yaparsınız. Beyniniz yalnızca vücudunuz sorun yaşadığında devreye girer. Neyse ki bu durumda birinin çıplak göğsüne yaslanmış olmam dışında bir sevgilinin kollarında olmak gibi bir şey yoktu. Bir arabanın yolcu koltuğunda oturduğum için benzini ateşleyip egzozu kıçımdan dışarı atamadığım gibi, onunla birlikte nefes alamazdım.
(Vampires do breathe, by the way, but their chests don't move like humans'. Have you ever lain in the arms of your sweetheart and tried to match your breathing to his, or hers? You do it automatically. Your brain only gets involved if your body is having trouble. Fortunately there was nothing about this situation that was like being in the arms of a sweetheart except that I was leaning against someone's naked chest. I could no more have breathed with him than I could have ignited gasoline and shot exhaust out my butt because I was sitting in the passenger seat of a car.)
Yazar bu pasajda vampirlerin ilgi çekici bir yönünü vurguluyor ve nefes almalarına rağmen nefes alma düzenlerinin insanlarınkine benzemediğini belirtiyor. Bu detay, yakınlık ve bağlantının keşfedilmesine zemin hazırlıyor ve onu daha katı bir gerçeklikle karşılaştırıyor. Sevilen kişiyle nefes almayı senkronize etme deneyimi, insanlar için doğal, içgüdüsel bir süreçtir ve bu tür anlarda paylaşılan duygusal bağı etkiler.
Ancak anlatıcının mevcut durumu bu yakın bağlantıdan tamamen farklıdır. Anlatıcı, sıcaklık ve şefkatle kucaklanmak yerine, bu temel nefes alma eylemini paylaşma yeteneğinden yoksun olarak, kendisini yabancı bir durumda bulur; başka birinin göğsüne yaslanır. Bu görüntü, etkileşimlerinin kopukluğunu ve olağandışı doğasını vurguluyor, fiziksel yakınlıkta bile izolasyon duygularını çağrıştırırken, mahrem anları vampir varoluşunun benzersiz özellikleriyle akıllıca yan yana getiriyor.