Her şeyin değiştiğini ve özellikle ilişkilerimizin değişmeye kararlı olduğunu bilmemize rağmen değişme konusunda oldukça isteksiziz.
(We're very reluctant to change, even though we know that all things change, and especially our relationships are just determined to change.)
Bu alıntı insan doğasının temel bir yönüne değiniyor: Değişimin kaçınılmaz olduğu yönündeki içsel anlayışımıza rağmen değişime karşı direncimiz. Çoğu zaman insanlar tanıdık rutinlere, alışkanlıklara ve ilişkilere tutunurlar çünkü kesinlik, güvenlik ve rahatlık duygusu sağlar. Her şeyin, özellikle de ilişkilerin değişmeye mahkum olduğunun kabul edilmesi, endişe ve hatta kayıp duygularını uyandırabilir. Ancak değişime direnmek yalnızca acıyı uzatır, büyümeyi engeller ve kişisel gelişim için gerekli adaptasyonu engeller. Değişimi benimsemek, cesareti ve perspektifte değişimi gerektirir; değişimi bir engel olarak görmekten, onu yenilenme ve evrim için bir fırsat olarak görmeye doğru. Bağlılıklarımız ve duygusal yatırımlarımız bazen bizi değişime dirençli hale getirebilir; bilinmeyenden ve onun getirebileceği rahatsızlıktan korkuyoruz. Ancak değişimin yaşamın doğal bir parçası olduğunu kabul etmek, dayanıklılığı ve açıklığı geliştirebilir. Kabullenmeyi ve esnekliği geliştirmek, hayatın kaçınılmaz geçişlerini zarafetle yönetmemizi sağlar. Bu dinamiği anlamak, geçici bir dünyada kalıcı olmayı arzulamak yerine her anı takdir ederek daha özgün ve tatmin edici hayatlar yaşamamıza yardımcı olabilir. Sonuçta değişimden korkulmaması gerekir; büyümeyi, kendini keşfetmeyi ve dönüşümü yönlendiren hayati bir güç olarak benimsenmelidir.