Yazma yeteneğimin tamamı blues'dan kaynaklanıyor.
(My writing ability all stems from the blues.)
Alıntı, blues türünün bireyin yazma yeteneği üzerindeki derin etkisini vurguluyor. Müzikal ve kültürel bir ifade olarak blues, üzüntü, neşe, kırılganlık, dayanıklılık ve hayattaki mücadele ve zafer hikayeleri gibi ham, özgün duyguları aktarmada derin köklere sahiptir. Bu zengin duygusal paletten yararlanan birçok yazar, blues müziğinin dolaysızlığının ve dürüstlüğünün kendi yaratıcı süreçlerine ilham verdiğini fark ediyor. Bu bağlantı, sanat biçimlerinin çoğunlukla birbiriyle bağlantılı olduğunu akla getiriyor; müzik, kelimelerin tek başına özetlemeye çalışabileceği duyguları uyandırarak yazmak için bir ilham kaynağı olarak hizmet edebilir. Bir yazar blues'la etkileşime girdiğinde özgün duyguyu kendi diline kanalize etmeyi öğrenebilir, daha ilgi çekici ve içten anlatılar yaratabilir. Açıklama aynı zamanda yazmada duygusal özgünlüğün öneminin de altını çiziyor; blues müziğinin örneklediği ve yazarların taklit etmeye çalışabileceği bir özellik. Bir yazar kendini blues müziğine kaptırarak daha etkileyici bir ses benimseyebilir ve insanlığın durumuna dair daha derin bir anlayış geliştirebilir, bu da daha gerçek bir hikaye anlatımına dönüşür. Dahası, blues'un doğaçlama ve ifade edici nitelikleri, yazarları kendi dilleri ve tarzları üzerinde özgürce denemeler yapmaya teşvik ederek yaratıcı büyümeyi teşvik edebilir. Sonuçta bu alıntı, blues gibi müzik türlerinin sadece müzisyenleri değil aynı zamanda yazarları ve hikaye anlatıcılarını da şekillendirmedeki gücünün bir kanıtı olarak hizmet ediyor ve disiplinler arası sanatsal ifadenin birbirine bağlı doğasını gösteriyor.