Hatırlayabildiğim şeylerin sayısı, hatırlayabildiğim şeylerin sayısı kadar şaşırtıcı değil.
(It isn't so astonishing the number of things that I can remember as the number of things I can remember that aren't so.)
Mark Twain'in bu alıntısı, insan hafızasının şaşırtıcı ve biraz da rahatsız edici doğasını zekice vurguluyor. Ne kadar bilgiyi aklımızda tutabildiğimize hayret etsek de, daha da dikkat çekici bir olgunun, bu bilgilerin ne sıklıkla yanlış veya yanlış olduğu olduğuna işaret ediyor. Anılarımız olayların mükemmel kayıtları değil; algı, duygu ve zamandan etkilenen yeniden yapılanmalardır. Gerçekte hiç yaşanmamış şeyleri güvenle hatırladığımız veya bunları yanlış hatırladığımız fikri, anılarımıza bir dereceye kadar şüpheyle yaklaşmamızı hatırlatıyor.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu alıntı insan bilişinin yanılabilirliğine değiniyor. Bellek önyargılar, deneyimler ve dış etkiler nedeniyle bozulabilir; bu da kişisel ve hatta kolektif anıların her zaman göründüğü gibi değerlendirilmemesi gerektiği anlamına gelir. Bunun tarih, hukuk ve kişilerarası ilişkiler de dahil olmak üzere hafızanın doğruluğunun sonuçları kritik derecede etkileyebildiği çeşitli alanlarda etkileri vardır. Mark Twain'in esprili gözlemi bizi kendi bilgilerimiz konusunda alçakgönüllü olmaya ve yeni kanıtlar ışığında inançlarımızı gözden geçirmeye açık olmaya davet ediyor.
Üstelik bu içgörünün varoluşsal bir boyutu da var; bu bize geçmişimizle, benliğimizle ve dünyayla ilgili anlatıların nesnel olarak bilinmek yerine çoğunlukla inşa edildiğini hatırlatıyor. Bu bizi, kimliklerimizin ve kararlarımızın bu anılar tarafından doğru ya da yanlış nasıl şekillendiği üzerine düşünmeye zorluyor. Sonuç olarak, Twain'in bu sözü eleştirel düşünmeyi, insanın kusurluluğuna dair farkındalığı ve hatırlama ile bilmenin karmaşıklığının takdir edilmesini teşvik ediyor.